
Saatlerdir bu bankta oturuyorum. Her gün oturduğum en sevdiğim bankta. Bu bankı boş bulabilmek için kaç tur attım, kim bilir? Millet deniz manzarası sever, ben ise vapur manzarası severim. Aslında vapuru değil, vapura binen vapurdan inen insan kalabalığını severim. Bu gelen dördüncü vapur. Dört vapur insan kimi telaşlı, aceleci, mutlu; kimi umutsuz, suratsız, saygısız, yalnız… Bazen vapur yanaşınca sevdiğim biri vapurdan inecekmiş gibi doğrulur, bankın ucuna ilişir, gözlerimle kalabalığı tararım, hatta bazen ayağa bile kalktığım olur olmayan sevdiklerimi görmek için. Mesela şu uzun saçlı kız benim sevgilim olsa karşılasam onu, bir yerlerde çay kahve içsek, gelen geçenden bahsetsek, bir de hayattan ya da şu elindeki kara, ağır poşeti çekeleye çekeleye zar zor yürüyen yaşlı kadın benim anacığım olsa, ver elini öpeyim anacığım desem, yükünü sırtlasam. Şu delikanlı kardeşim olsa nerelerdesin birader özlettin kendini , birkaç kadeh bir şeyler mi içsek desem. Hep bitimsiz yalnızlığımın türettiği şeyler bunlar, biliyorum. Önemsemeyeyim diyorum ama yok gözlerim affetmiyor, ne zaman insan içine karışsak lokantalarda, kafelerde en kalabalık masaları ya da el ele göz göze oturmuş sevgili masalarını bulup gösteriyor bana. Yalnızlığımı daha da vurmak için yüzüme. Hemen uzaklaşıyorum oralardan “Aaaa adama bakın ne kadar yalnız.” demesinler diye. Böyle zamanlarda yani yalnızlığımın başıma vurduğu zamanlarda soluğu bu köhne meyhanede alırım. Burası benim evim gibidir. Hiçbir garson sormaz o meymenetsiz soruyu: “Kaç kişi olacaksınız acaba?” “Ooo hoş geldin abi, buyur, aynısından mı hazırlatayım?” der, her zamanki masama oturturlar beni. Ben de “Hoş bulduk.” der otururum hep aynı sandalyeye. Önce rakı ve beyaz peynir sonra mezeler gelir yavaş yavaş, ufaktan demlenmeye başlarım. Gözüm duvardaki Zeki Müren fotoğrafına takılır sonra, 72 yılında bu meyhaneye gelmiş, Zeki Müren’ in burada ne işi varmış deyip ona da bir kadeh kaldırırım. Gözlerim başka masalara takılır. Türlü türlü insanlar, bir tek yalnızlıkları ortak bunca adamın. Acaba hangisinin derdi en büyük diye düşünürüm; belki şu mavi gömlekli yeni iflas etmiştir, belki şu gözlüklüyü karısı aldatmıştır, belki hiçbiri değildir, mutlu taklidi yaptıkları kalabalık hayatlarına kısa bir mola verip yalnızlıklarına kadeh kaldırmak için gelmişlerdir buraya. Sonra garson paçanga böreğini bırakır usulca masaya. “Ne yaptı senin oğlan, karnesi nasıl?” diye sorarım. Oğlunun karnesini merak etmemden hoşnut “Hepsi pek iyi amcası ellerinizden öper.” der büyük bir gururla. “Doğada yavrusu olduğu için gururlanan tek canlı insan mıdır.”diye düşünürken gözüm yine Zeki Müren’e takılır. Sahi Zeki Müren’in burada ne işi varmış?