
Tarih derslerinde çağ geçişleri hep ilgimi çekmişti. Şunu merak ederek dinlerdim dersleri: “İnsanlar bu dönemde ne hissediyorlardı, bir çağ değişimi bir insan ömrüne sığabilir miydi? 2020 bu konuda beni aydınlattı. Hatta öyle çok aydınlandım ki ateş topuna döndüm. Bu kadar bilgiye ihtiyacım var mıydı sorguladım. Tarihin içinden geçtiğimiz bu döneme tarih kitapları ne der, ne kadar önemser bilmiyorum. Bir fani olarak bende uyandırdığı en güçlü düşünce bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı oldu. Bir daha eskisi gibi korkusuz, kaygısız olabilecek miyiz, azıcık hijyenle hayatımızı fütursuzca idame edip sosyalleşebilecek miyiz? Özgürlük, dünyanın küçük bir köy haline gelmesi, globalleşme, ulaşılabilirlik, sanal dünya, teknoloji, uzay çağı, Ay’da otel, Mars’ta butik konuları konuşulurken Dünya’nın üzerinde yaşayanlardan habersiz başka planları vardı. Biraz durup düşünecekti.
Bu dönemi başlatan tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını… Şu kadar insanın ölümüne yol açtı, şu kadar insan yakalandı bu virüse… Böyle olacak belki çok uzun yıllar sonra tarih dersindeki alt başlıklar. Bilgilerin en şaşırtıcısı herhalde tüm dünyada zengin, fakir, Avrupalı, Asyalı, gelişmiş, gelişmekte olan, gelişmeye niyetlenmiş ama becerememiş vs diye ayırmadan tüm dünya insanlarını etkilemesi. Gelişmiş teknolojiye sırtını dayamış, konfor alanına yayıldıkça yayılmış, parmağının ucuna dünyayı almış insan bir anda el yıkamayla kurtulabileceği kadar basit görünen ama bir türlü yayılımı ve etkileri durdurulamayacak kadar güçlü bir virüsün yaydığı ölüm korkusuyla burun buruna geldi. Gerçekten taşıması gereken tek korkunun hayatta kalma korkusu olduğunu çoktan unutmuş insancık korktu hem de çok. Başk insanlardan daha da çok korktu. Araya mesafeler koydu, maskelerin ardına saklandı. Home sweet home yazısını paspas markası sanan insanlar bile eve kapanmak zorunda kaldı. Dört duvar iyi gelmedi çoğu insana. Çok çabuk sıkıldı. Mağaralarına çekilmek yalnızlık ve sıkıntı anlamına geldi sadece. Oysa mağara duvarlarına yansıtacak gölgeleri vardı içlerinde. O kadar uzaktı ki içleri Çin’den bile uzak ve tehlikeli. Huzurunu yitirdi insanlık bu çağda en çok. Hani bir hastalığın nekahat döneminde ağzınızın tadı yoktur da ne yeseniz aynı gelir size. İşte şimdi her gün aynı bize kaygı, korku ve üzüntü iç içe.